5 Haziran 2015 Cuma

Üstinsan - İnsan-ı Kamil - He-Man

Muhterem dostlar, baylar ve bayanlar. Biraz aradan sonra sizleri çarpıcı bir başlıkla karşılamayı düşündüm. Bu yazımızda sizlerle oryantal, yani doğu bazlı kavramlarla, batı kültüründen yansıyan bir takım bahisleri yanyana getirip düşünmeye çalışacağız.


Bir süredir üzerinde düşündüğüm bir konu vardı. Batıdan bize gelmiş veya getirilmiş bir takım kavram ve fikirlerin doğudakilerden bağımsız, kendine has olduğu anlayışı çok yaygındır. Oysa karbon kopyadır bazı felsefeler. Yalnız kafamızın içerisinde bunları yanyana getirmemişizdir. Boyaları farklıdır bazı işlerin ama içleri yine aynı tantanayla doludur. Gelin biraz örnekleyelim.





Ne zaman televizyonu açsak veya arkadaşlarla bir sinema turu atalım desek karşımıza zart diye şu logo belirivermez mi? Herkes tanır Warner Bros'un logosunu. Amerikan medya şirketlerinin en büyüğü olmalıydı bunlar. Adamlar 99 da Matrix'i sahneye sürerken, yüzyıllardır kaynattıkları kazanın altına sağlamından bir odun daha atmış oldular. Tabi herkese afiyetle içirdiler bu zarif fikirlerini. Bazıları insanları derinden etkileyen ve sürükleyen izler bıraktılar. İçinizden birisi şimdi çıkar da derse "E Canım bunlar fantazi ve kurgulardan oluşan ticari prodüksiyonlardan başka birşey değil. Maksat eğlence olsun. Ne abarıyorsun kendi kendine?" O zaman çıkar Matrix ile imal edilen; "İnsanoğlunun üst evrenlerin sonuncusunda pil olarak kullanıldığı", "Mehdi'nin ahir zamanda yeryüzüne gönderileceği", "İsa peygamberin tekrar dirileceği" tezine iman eden kamyon yüküyle mü'min bulur getiririm şuralarda.


Bu sahnede kurtarıcı karakterimiz Neo tamamlanışının bir anını yaşıyor, yeteneklerine etkisiyle kurşunları durduruyordu. Kendisi bir anlamda Siyon'un beklenen mehdisiydi. Başının etrafında duvardaki motifin İsa ve diğer aydınlanmış kişiler, peygamberlerde, "ışık getiren" ifadesiyle betimlendiği gibi bir hale olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Bu aydınlanmış ruhun en bilindik temsillerinden birisidir.

Warner Kardeşler ile bu filmin yapımcıları konu üzerinde çok ince çalışmışlardı. Öyle ki filmin içindeki mesajları anlatan destan gibi dökümanlar, bloglar, kitaplar yazıldı ve paylaşıldı. Bunlardan en kalabalık kısmı belki de Neo'nun beklenen, seçilmiş Mehdi olarak gelişi, kemale erişi üzerinedir. Konu epey kapsamlı ve aslında bir başka uzun yazının konusu olmaya da iyi bir adaydır.



Birbiriyle kök olarak akraba olan bir kelime grubu vardı. Kemal, tekmil, kamil,ikmal-ekmel, mükemmel... diyerek gidiyor. KML kökünden Arapçadır bunlar.

Kemal; Tamam,
Kamil; Tamamlanan,
İkmal-ekmel; Tamamlama eylemi,
Mükemmel;
Tamama sahip olan manalarına geliyor.

Tamamlanma seviyesi insanın üsünlük değerini gösteren bir makam veya rütbedir de aynı zamanda.




Yukarıdaki imaj CNBC-E de yayımlanan Heroes (kahramanlar) dizisine ait. Burada da çeşitli tamamlanma seviyelerindeki kahramanların kazandıkları kabiliyetler neticelerinde birbirleriyle mücadeleleri işleniyor. Kimisi zamanı eğip büküyor ve zaman yolculukları yapıyor, bir diğeri düşünce okurken, yaraları onarılan, cisimlerin içinden geçen, radyoaktif ışın yayan, uçan, kaçan ve benzeri yetenekleri olan kahramanları görüyoruz.



Warner Kardeşlerin kanalıyla yıllaryılı televizyonlarımıza yansımış çizgifilmlerden "He-Man ve Kainatın Efendileri" de bu türden bir işlenişe sahipti.

Jeneriği her defasında şöyle başlıyordu; Ben Adem. Eternia'nın (sonsuzluk ülkesi) Prensi ve Grikafatası Kalesi'nin sırlarının savunucusuyum. Bu Titrek... Benim korkusuz arkadaşım. Muhteşem gizli güçler bende tecelli ettiği gün sihirli kılıcımı kaldırdım ve dedim ki; Grikafatası'nın gücüyle! GÜÇ BENDE ARTIK! (By the power of Greyskull! sözünü o bilindik tercümesi gölgelerin gücü adına diyerek çevirmedim.) Titrek kudretli savaş kedisine ve He-Man kainatın en güçlü adamına dönüştü. (Yumruk) Sadece bazıları bu sırrı paylaştı... Dostlarımız: Büyücü, General ve Orko. Hepbirlikte Grikafatası Kalesini İskeletorun kötü güçlerine karşı savunuyoruz."




Bu sözlerin karşısında milyonlarca çocuk adeta büyüleniyor, cetveli havaya kaldırıp bu sözleri tekrar ederek yarı insan-yarı tanrıcılık oyunlarına dalıyordu. Bu mükemmeli arayış ve varlık düzeninde mertebe kazanma hayalleri çocukların fikir dünyalarında derin beklentiler çağrışımlar ve kaygılar oluşturuyordu.

He-Man in sarı saçlarından, göğsündeki haçtan, kafatası kalesi ve diğer sembolojisine, mesajlarına dair yine uzun ve bambaşka bir yazı dizisi çıkarılabilir belki ama şimdi bu noktada değiliz. Biz He-Man in nasıl sırlara ulaşıp bir güç Tanrısına dönüştüğünü düşünmeliyiz bence.



10 rakamı da tamamlanışı sembolize etmesi sebebiyle pek çok yerde kullanılmaktadır. Barış Manço'nun yıllar yılı hazırladığı Adam Olacak Çocuk isimli yarışma programında arkadaki çocuklar sahneye çıkan çocukların başarılı olduklarını anlatmak için 10 puanlık göstergeleri havaya kaldırıyorlardı. Barış Manço sahnesi biten çocuktan sonra 10 puanları tek tek sayıyor ve 4 tane on puanla her çocuğa 40 puan veriyordu.


Bu Tanrısallaşma - tamamlanış olgusuna örnek çoktur. Marvel Super Heroes ve kapsamında Spiderman, Hulk sonra Süperman ve çeşitli Dövüş oyunları karakterleri, binlerce film, dizi, çizgiroman-çizgifilm ve daha niceleri bizler için hazırlanmıştı. Bunlar çizgiroman karakterleri örnekleriydi yalnızca. Gaza gelmemek ne mümkün?!







Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk Gençliğine hitabında "Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur." sözü de bu anlamda bir manevi ikmal kaynağı'nın Türklüğün geninde bulunduğunun ifadesiydi. Bu kaynağı asalet sahipliğiyle de övmüştür. Bu tarzdaki üstünlük eldesi, güçleniş ve tamamlanış olgusuna siyasi söylemlerde sıklıkla rastlarız.








Friedrich Nietzsche'nin Üstinsanı



Bir dönem meşhur filozof Friedrich Nietzsche'nin kaleme aldığı fikirleri bu konuda ortalığı sarsmıştı. Bir üstinsan (übermensch) ideali belirlemiş ve onu peygamber olması ihtimali yüksek olan ve kadim zamanda, İran dolaylarında ortaya çıkan Zerdüşt'ün öğretileri ile beslemişti. Bu fikre göre belirli bir manevi saflığa ve olgunluğa sahip olan insan, übermensch yani üstinsan olmuş oluyordu. Bu noktada insan olmayı şöyle izah ediyordu Nietzche. “İnsan bir iptir ki hayvanla üstinsan arasına gerilmiştir. Uçurumun üstünde bir ip. Tehlikeli bir geçiş, tehlikeli bir yolculuk, tehlikeli bir geriye bakış, tehlikeli bir ürperiş ve duraksayış.” Bu ifadenin Zerdüşt peygambere verilen kitabı avesta'daki ünlü "sırat köprüsü" teşbihiyle de benzerlik gösterdiğini düşünüyorum.





Daha sonraları Darwinist etkilerle harmanlanmış bir öğretiyle, bu üstinsan fikri Avrupa faşistleri tarafından harmanlanacak ve ortaya üstün ırk fikri ve Hitlerin bütün konuşmalarında ve kitabı kavgam da vurguladığı "üstün ırkın yaşam sahası eldesi" için aşağı milletleri ezmesi gerektiği, savaşın, doğanın kendisinde de bulunan bir seleksiyon süreci olduğu anlayışı ortaya konacak ve Alman halkınca kapış kapış tüketilecekti. Hitlerin kutsadığı Aryan ırkının zerdüştilikle sıkı bağları olduğunu da düşünecek olursak, Nietzche-Hitler ve üstinsan meselesinin birbirleriyle bağlı olduğunu da idrak edebiliriz. Hatta sarı saçları ve göğsünde Demir Haçıyla He-Man'i ve Töton şovalyelerini ve onların Prusyadaki kalelerini de konuya dahil edeyim isterdim ama mevzuyu uçurmayalım şimdi :)









 Zerdüşt'ün aynı Neo gibi, özgürlük anıtı gibi başının üzerindeki hale ile aydınlık getiren şeklinde tasvir edildiği bir çizim.


Hitler Almanya'nın 1000 yıllık geleceğini Hitler Jugend'e (Hitler Gençliği) bağlıyordu. Üstün nitelikli insanlar ortaya çıkarmak için çalışmalarına kökten başlamıştı. Millet bütün kıtalarda birbirini gırtlakladıkan sonra Milletler Birliği kağıt üzerinde bu saçmalığa bir son verecekti. Irksal üstünlük fikri İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin kabulüyle rafa kaldırılır gözükürken Almanların Yahudilere uyguladığı soykırıma karşılık olarak maddi kaynaklar, patentler Yahudi ırkının kuracağı ve Neo'sunu bekleyen Siyon ideallerini sağlam ve kesintisiz kaynaklara kavuşturmuş oldular. Bu da Tanrının kendilerini ayrıcalıklı kıldığını zanneden bir diğer grubun (veya arkaplanda hepsi aynı gruptur) yepisyeni bir manevralarıydı elbette. Dediğim gibi, fikirler gruplar arasında elden ele gezerken bayrakların renkleri isimler kurumlar coğrafyalar değişiyordu özünde.

Bağlantıdaki liste ise Yahudi Gençlik Organizasyonlarını açıklıyor.

http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_Jewish_youth_organizations




Tarikatler ve Yahudi Mistisizmi'nde İnsan-ı Kamil ;
Dünya, milliyet ve ırkçılık rüzgarıyla kasıp kavrulur, coğrafyalar, devletler bölünür ve yenileri kurulup dururken Dünya durmuyordu elbette. Üstünlüğün kimde olduğu yarışı ve bilgisi elden ele, fikirden fikire, zikirden zikire geziyordu. Bu anlamda köklü manevi akımlar da vardı.

Tasavvufta İnsan-ı Kamil diye isimlendirmişlerdi üstinsanı. Bunun manası işte tam da Neo'nun yukarıda yaşadığı şeydi. İçindeki Tanrıyı bulmuş olma, erme, ulaşma diye tanımlanıyordu bu makam. Böylece insan-ı kamil, insan oluşunun eksik doğasını tamamlamış ve bir nevi yarı Tanrıya veya Tanrıya, bir kurtarıcıya ve mükemmel modele dönüşmüştü. Artık doğa'nın çeşitli bağlayıcı unsurlarını eğip bükebilir ve ona hükmedebilir hale gelmiş, çeşitli mucizevi haller gösterir olmuştu. Müridinin zihnini okuyabilir,  zamanı bükebilir, gaipten haber alabilir, rüyalarda konuşur, kötüleri caydırır ve çeşitli kahramanlıklar yapabilir hale erişmiş, kemalini bulmuştur. İnsanlığın artık o'na ihiyacı vardır. Resimde Türkiyede onbinlerce müridi olan bir insan-ı kamil örneği Nakşibendi Şeyhi Abdülbaki Erol görülüyor. Kendisi halihazırda tövbe alma konusunda aracılık ediyor, iradesini ona teslim edenlere cennet ve bağışlanma sözü veriyor. Elbette bu yetkilendiriliş iddiası kur'an da tamamiyle reddediliyor olduğu halde bunlar rahatlıkla çalışılıyor. Yüce Allah, kendisine ortaklık yakıştıranları cehenneme sevk edeceğini ve hesap gününde kimsenin kimseye bir şey sağlamaya güç yetiremeyeceğini açıkça beyan ettiği halde bir güruhu etkilemeyi sürdürüyorlardı.

Yahudi mistisizmi, ezoterizmi, batıniliği olarak adlandırabileceğimiz kabalizm, islama tasavvuf adıyla entegre olmuştu.
Kabala öğretisi de aynı tasavvuf gibi insanın yaratılış ve daha yüksek varoluş seviyelerine nasıl ulaşacağı ile ilgilenir.

Kadim dinlerden gelen bu seyir (yolculuk) ve tarikat (yol) sistemi yani inisiyasyon, hinduizm gibi dinlerin de etkisindeki bir takım özellikleriyle bir şekilde islama eklemlendirilmişti. Yukarıda bahsi geçen Nakşibendilik gibi pek çok tasavvufi tarikatler de bu sistemlerin sarık, sakal, cübbe ile boyanmış halidir denilebilir. Bu yorumlarım aslında karmaşık sosyolojik ve teolojik ilişkilerin basit ve kabaca açıklanışıdır. Hatalı/eksik okumalar ve bağlantılamalarım olabilir. Hakkınızı helal edin lütfen.

Tasavvufta nefis mertebeleri, hiçlik, fenafillah ve bekabillah, bu mistik öğretiyle paralellikler gösterir. En büyük ortak yanları ise aynı He-Man'e bahşedildiği! gibi bu yollarda dirsek çürütenlerin, bir takım ilahi seçilimler sonucu sırlara haiz olmaları, bazı şeyhlerin aynı şekilde kainatta tasarruf sahibi yüce şahıslara dönüşmeleridir.
Bundan sonra şeyh bir tekkede insanlara rüşd (doğruluk) verecek ve mürşid-i kamil, yani istikamette doğruluk sahipliğiyle tamamlanmışlığı bir araya getirecektir.

Bu anlamda bir batı çizgiromanı nasıl kahramanını kainatta hüküm sahipliği ile işleyerek çocuklara istikamet pazarlıyor ise bir tarikat şeyhi de aynı şekilde kainatta hüküm sahipliği iddiası ile
yetişkin müridlerine doğruluk ve kurtuluş vereceği vaadini satabilmektedir.




Yani özetle şeyh veya kahramana yakıştırılan ;

  • Hidayete iletişte (yol göstericilik),
  • Eksiksizlikte
  • Tasarrufta (Yetkide),
  • Hakimiyette,
  • Koruyuculukta,
  • Kurtarıcılıkta,
  • Bağışlama kararında (şefaat),
  • Sahiplikte...
Allah'a ortaklığı olduğunu iddia etmiş bulunuyor.



Kendilerini Allahın dostluğuna ve seçilmişliklerine yakıştırmış ve bu yolla kurtuluşlarının garanti olduğunu iddia eden Yahudilere kuran-ı kerimde Muhammed peygamberin şöyle söylemesi emrediliyor.
" De ki: '
Ey Yahudiler! Bütün insanlar değil de, yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız, bunda da samimi iseniz, haydi ölümü temenni edin.' Onlar yaptıkları yüzünden asla ölümü temenni edemeyecekler. Allah o zâlimleri çok iyi bilmektedir." Cuma Suresi 13. ayet

Üstünlüğü ırk, millet, dil, vatandaşlık mensubiyetinde veya materyal/maddi/parasal imkanlar, silahlar, teknolojiler oranında arayanlar da dahil tüm insanlara kuran beyanatı şöyledir;


"Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, herşeyden haberdar olandır."
  Hucurat Suresi 13. ayet



Vesselam.

2 yorum:

  1. Hep bir kurtarıcı bekliyor insanlık ; kendisinin yapması gerekenleri biri çıkıp onun yerine yapsın diye! Kendini kandırmaca...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki de önce nasıl kaybolduğunu ve nasıl kaybettiğini anlamalı. Böylelikle kurtuluş yolunu idrak edecektir kanaatindeyim.

      Sil