20 Eylül 2015 Pazar

Evren ve Doğa Mükemmel Midir? Bir Evrim Ağacı Makalesi Eleştirisi


Selamlar arkadaşlar. Nihayet bir süredir ertelemek durumunda olduğum yazılarıma geri dönebildim ve mutluyum. Bugün biraz başınızı ağrıtmaya kararlıyım. İnşallah sabırlı ve meraklı gününüzdesinizdir. Bugün konu bir miktar ağır, uzun ve karmaşık. Sanırım ben yazıyı biraz çorbaya çevirdim özrümü kabul edin. Biraz konsantrasyonunuzu talep ediyorum inşallah.




En son Evrim Ağacı sayfası'nın yazılarını irdeliyorduk. Kaldığımız yerden devam etmeden önce bir kaç şeyi hatırlatmak istiyorum;

Bu sayfa (Evrim Ağacı) pek çok bilimsel kanaldan bilgiler aktarırken, öte yandan şahsi fikirlerini çevirilerini sundukları kaynakların aralarına serpiştirmeye tüm hızıyla devam ediyor. Bu esnada da çeşitli kişisel beğenilerin veya ideolojilerin yörüngesinde bilimci anlayışa ters düşecek yanılgıları sunuyor. Bunu şimdi yeni bir örnekle, tane tane düşünelim dilerseniz. Bilintilerimizi genişletirken, doğruluğu kendi perspektifimize göre zorlatmamız doğal görünebilir, ancak bu gerçekten de samimiyetsiz bir davranış olacaktır. Bunu da en çok bilimle uğraşan kimseler yadırgar ve eleştirirler. İnançların ardında gerçekleri reddetmek ve eğip bükmek bir çeşit körlük ve cehalet göstergesidir. Bu doğrudur. İbni Sina "Kimse görmek istemeyen kadar kör olamaz." demiş. Ne de güzel demiş.

Pekala öyleyse bilimcilerin inançları yok mudur? Elbette ki vardır. İşte burada, kendisini bilimci olarak niteleyip bu yolda dirsek çürütmüş kimselerin, şahsi inançlarının arkasından dolaşarak, gerçekleri çarpıtmalarını delillendirmek için çalışıyorum. Bunu yapmaktaki sebebim rekabetçi ve çatışmacı bir zikirle sataşmak ve övünmek asla değildir. Haşa. Bu kimselerin çeşitli çevrelerde laf oyunları ve gösterişli yayımlar ile gerçekleri eğip bükmeleri ve insanlara inançlarını müsbet değerlermiş gibi aşılamalarına karşı durmak amacını taşıyorum. Bu da benim için doğruluğa bir hizmet olusun amacındayım. Vesselam.





Bu sefer eleştirdiğimiz makale başlığımız şu;

Evren ve Doğa Mükemmel Midir? Mükemmellik Kavramına ve Kusursuzluk Argümanına Bilimsel Bir Bakış...
Evet. Şimdi herkes başlığı ve bağlamdaki yazıyı okuduysa üzerine düşünmeye başlayalım.

Bu üç noktalı "bakış..." gelenekçi yargılara bir eleştiri getirmek maksadıyla ele alınmış gibi görünüyor ve şöyle diyor;

"Mükemmellik kavramına ve neden mükemmelliği iddia etme gafletine düştüğümüzden bahsedecek ve buradan yola çıkarak insanın, doğanın ve evrenin neden mükemmel olamayacağını göstermeye çalışacağız. Ayrıca bu kavramın ne kadar tehlikeli olduğundan ve bilimle bağdaşmasının neden mümkün olmadığından da detaylıca söz edeceğiz. Hazırsanız, başlayalım."

Yazar kavramın tehlike boyutları ve bilimdışılığına değineceğini peşinen dile getiriyor. TDK'dan "mükemmel" kavramının anlamları aratılmış. Arapça kökenine inilmemiş. Özetle "kusursuz", "eksiksiz" anlamları ele alınmış. Aslında kelime "tekamül ederek kemale ulaşmış, kamil" yani tamamlanmış demektir. (Bu kavramı daha önceki yazılarımdan birinde de ele almıştım.) Mükemmel kullanımına alternatif olarak yazarın kullandığı eksiksiz veya kusursuz tanımlarını kullanmakta da bir sakınca görmüyorum.

Bu kavram açıklamasından sonra yazar aynen şöyle diyor;


"Aslında sadece bu tanımlara bakan ve belli bir gözlem gücüne sahip her birey, evren dahilindeki hiç bir şeyin mükemmel olmadığını, dolayısıyla bu argümanın tamamen içi boş bir argüman olduğunu kendiliğinden (tanım gereği) görebilecektir."

İddia 1 - "Evren dahilindeki hiç bir şey mükemmel olamaz."

Sonrasında; "Kusursuzluk, karmaşıklıkla eşdeğer görülmekte ve karmaşıklığın kusursuz olması gerektiği iddia edilmektedir. Bu argüman karşısında yapılacak her anti-teze karşılık olarak, "Bu kadar karmaşık bir sistem düzenli çalışabildiğine göre mükemmeldir." diye bir "savuşturma cevabı" üretilebilir. Bu da, kusursuzluk argümanına sarılan bir kişiyle mantıklı bir tartışmaya giremeyeceğinizin göstergesidir."
İddia 2 - "Kusursuzluk, karmaşıklıkla eşdeğer değildir."


ve sonra;

"...Kusursuzluğun veya mükemmelliğin insanın kültürel evrimi sırasında geliştirdiği bir niteleme olduğu anlaşılacaktır. Mükemmeliyet, kişiden kişiye değişen, öznel bir tanımlamadır ve evrensel, genel geçer bir anlam yüklenemez. "

İddia 3 - "Mükemmeliyet, kişiden kişiye değişen, öznel bir tanımlamadır ve evrensel, genel geçer bir anlam yüklenemez."

Şimdi sıra geliyor örneklemeye ve konuya Güneş Sistemi'nden giriş yapılıyor. İyi, güzel de yapıyor bence. Çünkü Güneş Sistemi bu mükemmeliyet hususunda en çok dile getirilen kozmik (düzenli) yapıdır ve Kur'an'da da Güneş'in ve Ay'ın Allah'ın delillerinden olduğu belirtiliyor. Bu tartışmanın cereyan ettiği alanın genellikle Güneş Sistemi olmasının sebebi biraz da bu olsa gerekir. Gökyüzüne bakan her insan kusursuzluğu sorgular.

Kosmos ve Kaos Olgusu

Kosmos dediğimiz şey "uyumun, düzenin olduğu evren" şeklinde tanımlanıyor. Buna göre makrokozmik bir yapı yani "geniş uyumlu bir evren" olan Güneş Sistemi, kendi içerisindeki karmaşık yapısıyla beraber dengesini koruyor. Yazar da buna dem vuruyor ve sistemin bütün diğer sistemler gibi değişken olduğunu dile getiriyor. Güneş Sistemi'nin gelişmesi aşamasındaki fazlarını söyledikten sonra şöyle diyor;

"Fizik yasalarına göre, Evren'de hiçbir şey düzenli kalamaz; her şey, eninde sonunda, düzensizliğe mahkûm olacaktır. Evren içerisindeki sistemlerin düzenli olmasının nedeni, bu sistemlerde enerji akışının sürüyor olmasıdır. Bu enerji akışı, ana kaynak tükendiği zaman (örneğin Güneş’imiz söndüğü zaman) sona erecek ve sistem düzensizliğe yenik düşecektir. Dolayısıyla bu “kusursuz” gibi gözüken sistem içerisinde yeterince beklendiği takdirde, düzenini tamamen yitirdiğini görmek kaçınılmazdır."

İddia 4 - "Fizik yasalarına göre, Evren'de hiçbir şey düzenli kalamaz; her şey, eninde sonunda, düzensizliğe mahkûm olacaktır. Evren içerisindeki sistemlerin düzenli olmasının nedeni vardır."


Yani yazarımız, Güneş Sistemi'nin Kaos-Kozmos-Kaos (Düzensizlik-Düzen-Düzensizlik) olarak üç aşaması olduğunu söylüyor. Bizim ise şu an için sistemin düzenli aşamasında olduğumuzu ve eninde sonunda kaotik, yani düzensiz zamanının mutlaka geleceğini söylüyor ve ekliyor; "Bu olayların bir çoğunun bir kaç saniye sonra veya yarın olmaması için hiçbir sebep yoktur." Bu noktada muhtemelen bilimin çeşitli kıyamet senaryo teorileri ve öngörülerine dayanarak kehanetçilik yapıyor. Buraya kadar bahsedilen bölümü anladıysak şimdi biraz değerlendirme yapalım. Lütfen konsantre olun!


Mükemmeliyet Değerlendirmelerinde Amaç, Beklentiler ve Düzenlilikte Yeterlilik;

Aslında konuya girerken eksik tutulan şey, mükemmeliyet olgusunun amacı ve sebebidir. Bu amaç bahsine üstüne basa basa değineceğim. Bir şeyin eksiksiz olarak anılması için onun hangi amaca yönelik olgunlaştığını/olgunlaştırıldığını düşünmemiz gerekmez miydi? Madem iddia 3 de olduğu gibi "Mükemmeliyet, kişiden kişiye değişir" o halde bunu mükemmeliyete bakan kişiye göre subjektif değerlendirmemiz ve bir referans noktasına taşımamız gerekecektir. Yani bakan kişi mükemmeliyeti nasıl amaçlandırıyor, bunu sorgulamalıydık. Birazdan bu kısma değineceğiz.




Güneş'in yaşam sürecini ele alan bir görsel.



Yazarın kendisi de Güneş Sistemi örneğini verirken "Mükemmellik iddiasında bulunulmasına neden olan esas unsur." olarak zamansallıktan yola çıkmış. Ama zamansallık tek başına Güneş Sisteminin hangi amaca ve değere yönelik olarak kusuru olup olmadığı sorunsalını cevaplamaz. Zamanlama, sadece sistemin amacına giden yoldaki değerlerinden birisidir. Bizim için mükemmeli yorumlayacak olan tasarlanmadaki amaç veya beklenti ve düzenlilikte yeterlilik sorgulamasıdır. Bunlar eksiksizliği en iyi sorgulayacak niteliklerdir diye düşünüyorum.




"Kusursuz Fırtına" olarak Türkçeye çevirilen ismiyle "The Perfect Storm" filmi'nin afişi



Mesela bu sorgulama şablonuna göre bir otomobilden beklentimiz, insanların bir yerden başka bir yere kısa zamanda taşınması ise ve düzeni bunu sağlayacak yetkinliğe sahipse, o otomobilin bu amaç için mükemmel-eksiksiz-kusursuz olduğunu söyleyebiliriz.

Şayet bu otomobil yeterince havalı görünmediği için mükemmel bulunmuyorsa, o halde o otomobilin düzenlenmesinden beklentimizi eksik tanımlamışızdır.

Şu durumda otomobilimizden yeni beklentimiz ;
- İnsanları bir yerden başka bir yere kısa zamanda taşımak
- Gösterişli olmak

şeklindedir.

Bu yeni beklenti tanımlamamıza göre gösterişsiz bir otomobilin mükemmel olduğundan söz edemeyiz. Çünkü yeni yorumumuzda otomobilden beklentimiz, sadece bizi bir yerden bir yere götürmesi değildir ve bu otomobil bu koşullarda, düzenlilikte yetkin, kusursuz, mükemmel değildir.

Bu bir anlamda da tasarlanmasındaki amaç ile beklentilerin karşılanması arasındaki fark ile ortaya çıkacaktır.

Böylelikle bu otomobil tasarlanmasındaki amaç ile beklentilerin karşılanması arasındaki fark bakımından kusursuz olarak tanımlanamaz.

İşte bu amaç-beklenti ilişkisi ve düzenlilikte yeterlilik konusu bizim için mükemmeliyeti sorgulamada kesin olarak bir şablon görevi görecektir. Şöyle bakınca herkes misler gibi görecektir ki mükemmeliyet kesinlikle tehlikeli bir kavram değildir, aksine çıldırasıya ihtiyaç duyduğumuz içsel bir kalite değerlendirme programıdır.

Bu açıklamalarımızdan sonra, iddia 1 - "Evren dahilindeki hiç bir şey mükemmel olamaz" fikri çökmüş oluyor. Çünkü Evrende pek çok beklentileri karşılayan ve yeterli düzene sahip şeyler vardır ve biz onların mükemmel-eksiksiz-kusursuz olduklarını rahatlıkla söyleriz.


İddia 2 - "Kusursuzluk, karmaşıklıkla eşdeğer değildir."

Bu doğru bir tespittir. Karmaşık bir yapı düzenlilikte yetkinliğe sahip olamayabilir ve beklentileri karşılayacak şekilde tasarlanmamış olması mümkündür. Dolayısıyla karmaşık yapı kesin anlamda kusursuzdur denemez. Kusurlu olabilir.


İddia 3 - "Mükemmeliyet, kişiden kişiye değişen, öznel bir tanımlamadır ve evrensel, genel geçer bir anlam yüklenemez."

Bana kalırsa bu tespitte doğrudur. Bunun doğrulamasını da şöyle yapabiliriz. Beklentiler kişiden kişiye değişir. Yani birisi bir otomobilin havalı olmasını beklemezken diğeri havalı bir otomobil arayışı içerisindedir. Bu durumda bir otomobilin mükemmeliyeti kişiye göre değişecektir.

Bunun ötesinde şurada da bir mantık hatası göze çarpıyor. İddia 1 de Evren dahilindeki hiç bir şey mükemmel olamazken mükemmeliyet kişiden kişiye nasıl değişir? Yani hem mükemmel yoktur, hem de bazı şeyler kimine göre mükemmeldir denemez. Safsata! Bu koşullarda İddia 1 ile İddia 3 birbiriyle çelişmektedir.


Evrende Düzenliliğin Mahkum Edilişi ve Hükmü; Yazar iddia 4 te "Fizik yasalarına göre, Evren'de hiç bir şey düzenli kalamaz; her şey eninde sonunda, düzensizliğe mahkum olacaktır." diyor. O halde şu soruya nasıl cevap verilebilir?

- Düzen de tıpkı mükemmeliyet gibi kişiden kişiye göre değişiklik göstermez mi ? Düzenin de aynı şekilde amaca göre sorgulanması gerekmez mi?

Düzeni kabul eden yazar ve onun gibi düşünenler, kaçışı olmaksızın onu amaçlandırmış ve bir tasarım olarak tanımlamış olmaktadırlar. 

Çünkü; Amaçları göz ardı edilmiş bir Evrenin düzenliliğine dair yorum yapılamaz.
Daniskası; İşin güzel tarafı yazarın bu yorumu geliştirmiş, Evrenin düzenli olduğu fikrine kanaatkar olmuş olması bence. Fakat bu düzenliliğin eninde sonunda düzensizliğe mahkum olacağı ahkamını da ciddiyetle getiriyor. Mahkum etmek için de bir hüküm gerekiyor ya hani? İşte o hükmü de fizik yasalarına verdiriyor. İşin saçma yanı ise yasadan bahseden kimselerin yasa koyucuyu inkar ediyor olmaları. Düzeni kabul edenin de düzenleyiciyi reddetmeleridir.


Oysa;

Mutlak yasa koyucuyu reddetmek için yasayı,
Mutlak düzenleyiciyi inkar için de düzeni inkar etmek gerekmiyor mu?


Böylece "Evren'de hiç bir şey düzenli kalamaz; her şey, eninde sonunda düzensizliğe mahkum olacaktır." iddiası düzenliliğin göreceliliği ilkesine göre doğru değildir. Yazar kendi yaşam sürecinin işleyişine göre sistemi düzenli olarak görürken, düzensizlik sonucu soyu tükenen dinozorlar için bu düzenin yeterli olmayışını söylemiyor. Dinozorların yaşamsal süreçleri konusundaki beklentilerini göz ardı ediyor. Zaten yazısının biraz ilerleyen safhalarında düzensizlikle ilgili savlarını geri getirip bu düzenlilikle ilgili açıklamasıyla da oracıkta çelişip çürüyecektir. "Bu “kusursuz” gibi gözüken sistem içerisinde yeterince beklendiği takdirde, düzenini tamamen yitirdiğini görmek kaçınılmazdır." diyerek içerisinde kendisinin yaşayamadığı Evrene kusurlu diyecek ve bizi sürüklendiği çelişkinin derinliğine şahit edecektir. Yine de sistemin belirli ölçeklerde düzenli olduğu yorumunu yapması iç açıcı ama onda da kararsız.



Güneş Sistemi Mükemmel Midir?
Yazar diyor ki;

"Güneş Sistemi'ne baktığımızda, gerçekten de “karmaşık” olmasına rağmen "düzenli" ve "işleyen" bir yapı görürüz. Dolayısıyla bilimden nasibini almamış bir şahıs için kusursuzluk argümanını ileri sürmek için tüm şartlar uygundur. Burada, mükemmellik iddiasında bulunulmasına neden olan esas unsur açıktır: Zaman....bu “kusursuz” gibi gözüken sistem içerisinde yeterince beklendiği takdirde, düzenini tamamen yitirdiğini görmek kaçınılmazdır."
İddia 5 - “Güneş Sistemi zamanla düzenini yitirip düzensiz ve işlemez hale gelebilir. Bu da Güneş Sistemi'nin mükemmel olmadığı anlamına gelir" şeklindir.


Biz bilimden nasibimizi aldık mı bilmiyorum ama her "karmaşık", "düzenli" ve "işleyen" yapının mükemmel olmadığını biliyorum. Zaten bizim mükemmellik iddiası için şartlarımız bunlar değildi. Yazar bu hususu görememiş. Kendisi de eleştirdiği yorumcular gibi mükemmeliyeti yanlış sorularla aramış gibi görünüyor. Doğru soruları sormazsak asla aradığımız cevaplara ulaşamayacağız. Sistemdeki amaç ve beklentilerin karşılanması arasındaki fark bizim kusursuzu tanımlamadaki şablonumuzdu. O halde artık iki sorumuz var.



1 - Güneş Sisteminden Beklentilerimiz Nelerdir ?

Yazara göre Güneş Sisteminden beklentimizin sorgulanması; "Güneş Sistemi'nin şu anda (ve son birkaç yüz milyon yıldır) dingin bir döneminde olması, bu yapının sürekli bu şekilde sakin ve dingin olduğu anlamına gelmemektedir. Güneş Sistemi ve bu sistem içerisindeki Dünya, eski dönemlerde çok kuvvetli manyetik fırtınalar, göktaşı bombardımanları, gezegen çarpışmaları, kuyrukluyıldız çarpmaları vb. aşırı kaotik olaylar atlatmıştır. Bu olayların birçoğunun bir kaç saniye sonra veya yarın olmaması için hiçbir sebep yoktur. "

"Güneş Sistemi ne zaman “tam” hale gelecektir ya da gelmiştir? Bir göktaşı daha sistem içerisine girdiğinde mi? Plüton savrularak sistemden çıktığında mı (bu gelecekte olabilecektir)? Güneş’in belli bir noktası, 1.523.665 santigrat derece değil de, 1.510.223 santigrat derece olduğunda mı (Güneş’in sıcaklığı sürekli değişmektedir)? Dünya'nın kendi etrafındaki dönüşü 24 saat değil de, 26 saat olduğunda mı (Dünya'nın kendi etrafındaki dönüşü giderek yavaşlamaktadır)? Tarih boyunca bu değerler ve sistemin nitelik ve nicelikleri her an değişmiştir, değişmektedir ve değişecektir. Sürekli bir değişim söz konusuyken “tam”, “kusursuz” ve “eksiksiz” bir evrenden nasıl bahsedilebilir? Hangi noktada kusurluluktan kusursuzluğa geçilir ya da geçilecektir?"




Arizona eyaletinde Barringer Krateri



Bu değerlendirmede yazar kendisinin yaşam sürecinin çok uzağında olan bir zaman dilimi için mükemmeliyet değerlendirmesi yaparak saçmalıyor. Çünkü sistemin geleceğine ilişkin bu öngörü sistemden beklentilerinin uzağındadır. Yazarın hesaplanan kaotik sürece ulaşması için kendisine biçtiği ömrün milyonlarcası fazla yaşaması icab ediyor.

İşte bu noktada yazarın kendisi kabul etmese bile, beklentilerini kendi belirteçleriyle ilişkilendirmeyi uygun buldum.

Sistem sakin ve dingin olmalı. Yani "kuvvetli manyetik fırtınalar, göktaşı bombardımanları, gezegen çarpışmaları, kuyrukluyıldız çarpmaları vb. aşırı kaotik olaylar" olmamalı ve bu olaylar bir kaç saniye içerisinde veya yarın gerçekleşmemeli. Yazarın bu konularda tüm beklentilerinin gayetle karşılandığını söylememiz de mümkündür.


Not : Yazar, bu beklentileri birer beklenti gerekçesi olarak kabul etmediği taktirde zaten yaşamını anlamlandırması ve hayattaki değerleriyle ilgili hastalıklı, negativist, depresif kabulleri olduğunu düşünürdük. Çünkü çocuğu özürlü doğan, sağlığını yitiren, aç veya susuz,... (ve aklıma gelmeyen bir sürü yoksulluk acziyet, perişanlık ve acı halleri) yani yaşamını sağlıklı bir şekilde yürütecek ihtiyaçlarını karşılayamayan insanların memnuniyetsiz ve eksik hissetmesi sağlıklı olan bir durumdur. Pekala bunu da kabul etmeyecek kıvamda rahatsız insanlar tanıdım.

Kur'an'a göre Güneş Sisteminden beklentimizin sorgulanması;

Şimdi bahse bir de bu açıdan bakmayı istiyorum. Buyrun.

"Sizin için yeryüzüne boyun eğdiren O'dur. O halde onun üzerinde yürüyün ve O'nun rızkından yeyin. Son gidiş O'nadır. Gökte olanın sizi yere geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz? O zaman yer birden çalkalanmaya başlar. Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir kasırga göndermeyeceğinden emin mi oldunuz? O zaman uyarım nasılmış bileceksiniz." Mülk 15-17

"Geceyi bir örtü yaptık. Gündüzü geçim zamanı kıldık. Üstünüzde yedi sağlam (gök) bina ettik. Parıl parıl parıldayan bir kandil var ettik. Birbirine sarmaş dolaş bahçeler ve taneler ve bitkiler bitirip çıkaralım diye, sıkışarak su çıkaran bulutlardan şarıl şarıl su indirdik." Nebe 10-16

- Sistem yeryüzü üzerinde yürümemize ve beslenmemize elverişli olmalı. Gökyüzünden taş yağmuru, yerde sarsılmalar/çalkalanmalar olmamalı. Gece ve gündüz, istirahat etmek ve geçim sağlamak için güven vermeli ve imkanlar tanımalı. Yağmur bulutları su getirmeli, bitkiler ve bahçeler sağlıklı yetişebilecek tüm doğal koşulları korumalı.

İşte arkadaşlar böylelikle gerek Evrim Ağacı'nın fikrini danışalım, gerek Kur'an-ı Kerim den okumalar yapalım, dilersek çevremizdeki insanlarla röportaj yapalım, ortaklaşa söylenecek şey şudur;

1 - Güneş Sisteminden Beklentimiz;

Güvenli, huzurlu, stabil olması ve ihtiyaçlarımızı kolayca karşılayabilmemizdir. Başımıza gelecek çeşitli müsibetlere karşı da bizleri koruyabilecek donanıma sahip olmalıdır.

2 - Düzenlilikte Yeterlilik Bakımından Güneş Sistemi;

Evrim Ağacı açısından bakacak olursak sistemin oluşum aşamasında "aşırı kaotik olaylar atlatmış" demektedir. Bu olayların atlatıldığı da net bir şekilde söylendiğine göre bunun bir güven haline kavuşum olarak düşünüldüğünü ve belirtildiğini söylememiz yanlış olmaz.

Kur'anda şöyle söyleniyor; "Göğü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlarsa ondaki ayetlerden yüz çevirmektedirler." Enbiya 21

Geçmişteki çeşitli düzensizlik hareketlerinin varlığı, artık bizim için önemli değildir. Bizim için önemli olan;

- Göğün korunarak stabilitesini sağlaması,
- Aşırı kaotik çeşitli olayların yaşamlarımızı sıkıntıya ve tehlikeye sokmaması,
- Gerekli konforu bize sağlaması,
- Tüm ihtiyaçlarımıza sağlıklı bir şekilde ulaştırabilmesi,...

ve benzeri yönlerdir ve bu yönlerden baktığımızda "Güneş Sistemi'nin düzenlilikte yeterliliği tamdır" "Güneş Sistemi Mükemmeldir." yorumunu yapmamızda hiç bir sakınca yoktur.

Güneş Sistemi, bu genel beklentilerimize yeterli cevabı verebilecek şekilde tasarlanmıştır. Şayet sistemde bir takım beklentilerimize cevap veremeyecek düzensizlikler gerçekleşiyorsa, bunlar sistemin bir eksikliği olduğu anlamına gelmez. Kur'an'da kastedilen kaotik olaylar, esasen düzenli ve ilahi kaynaklı olaylardır. Bütün doğa olayları Yüce Allah'ın kontrolünde gerçekleşmektedir. Bu anlayış çerçevesinde mükemmeliyet sorgulamasına bizim sistemden beklentimiz değil de Allah'ın yarattığı sistemi amaçlandırışı temel oluşturur. Böylece Lut kavmi'nin üzerine yağdırılan ""balçıktan taşlar" (hıcâreten min tînin)" bu yönden kusursuzluk barındırmaktadır. Çünkü bu taşlar tahribat vermesi için özelleştirilmiş, yaratılmış ve gönderilmiştir.

Bu eksikliklerin ve acıların deneyimlenmesi, tasarımcı tarafından istenmiştir. Bu da bir tür cezalandırma, ibret veya hikmeti sorgulamaya teşvik olarak değerlendirilir. Yazarın çeşitli tesadüfi kaos teorilerini ele alması, bu sistemin korunmuş ve kontrollü şekilde tasarlandığı algısını ortadan kaldırmaya yönelik inanç bazlı varsayımlarıdır. Güneş Sistemi'nin bir zamanlar kaos içerisinde olması, bugün mükemmel bir denge ile bize nimetler sunmasına ve beklentilerimizi eksiksiz karşılamasına olanak sağlamıştır. Bu da düzensizliğin, yaratılış sürecinin bir parçası olduğunu anlamamıza olanak tanır. Tıpkı tadil edilen bir evin ilk aşamaları gibi. Oysa evin tadilatı bittiğinde ortalıktaki dağınıklık sona ermiş ve bütün beklentilere tam olarak karşılık verecek, pırıl pırıl bir eve dönüşmüştür. Artık evin o eski dağınık halini gösterip "mükemmel değil" dememizin veya "yarın bu evi sel basabilir" deyip kusursuz olamaz demenin imkanı yoktur. Bu yorumlama mantıksızdır. İnşa edilen ev o an için ve belirli bir beklenti değerine göre kusursuzdur.


Demirin örülmesi ve betonun dökülmesi sağlam bir bina'nın inşası için gereklidir. Bu sert, gürültülü ve ağır sürecin varlığı, güvenli bir eve sahip olmak için gereklidir.


Tasarım; Düzen - Çözüm - Uyum - Denge

Yazar şöyle bir şey söylüyor ; "Düzgün sistemlerin varlığı, bu sistemlerin tasarlandığı anlamına gelmemiştir ve asla da gelmeyecektir." Bu açıklamasının amacı, kusursuzluk yakıştırmasını, eksiklik veya tamlık sıfatlandırmasını ve tasarım anlayışını ortadan kaldırarak, düzeni rastlantısal göstermektir. Bunu başarabilmek için de sistemin düzenli oluşunu küçümseyip önemsizleştirme gayretine düşerek, kaotik süreçlerin örneklerini getirmektedir. Oysa hücre içindeki anabolizma ve katabolizmanın dengesi ile metabolizma yani yapım ve yıkım olaylarının bir uyum ve denge içerisinde sürmesi ve pek çok kozmik yapıda da buna benzer olayların varlığı bisiklet pedalı çevirmeye benzer bir denge unsuru ortaya koyar ve bu denge düzenin işleyişinin temeli olarak takdir edilmiştir. (Ölçülendirilmiştir)

Tasarımın tanımına bakacak olursak;

Tasarım tanımlanmış bir problemin çözümüne ve belirli bir amaca yönelik vücut bulur. Tasarım denge, uyum, bütünlük oluşturan bir kompozisyondur. Tasarımcılık bilgi sahipliğini ve uygulamacılığı da gerekli kılar. Sistemin tasarlanmış olarak tanımlanabilmesi, ortaya çıkan problemlerin bir tasarlayıcının bilgisini işleterek çözümlemesi ile mümkündür. Sistemin amacı varsa o sistem tasarlanmış demektir.

İşte zaten dananın kuyruğu burada kopuyor. Çünkü inkarcılar Evren'in bu tasarım tanımına göre okunmasını engellemek ve örtmek gayretindedirler. Aklen kör olmayan kimseler kolaylıkla bir tasarımcının dilemesiyle bilgi ve zekasının eseri olarak bu sistemleri var ettiği sonucuna ulaşabilir. Düzen, çözüm, uyum ve denge bir eser ve tasarım demektir. Bundan kaçmak için rastlantısallığa yaslanmak düpedüz yalancılıktır. Biz insanlar bunları düşünebildiğimizde ve yaşamımızı idame ettirebildiğimiz sürece bu tasarımın bir amaç üzere işlediğini bileceğiz.

"Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." Ali İmran Suresi 191. Ayet

Bu ayetle birlikte Evrenin boşunalığı ile ilgili düşüncelerin inkarcılarla iman edenler arasındaki bir harp sahası olduğu kanaatine varabiliriz.





Halamın Bıyıklısı,
Kendiliğinden Ortaya Çıkan Yasalar ;
Yazar bir yerde Evrenin başlangıcı aşamasında "değişim meydana gelseydi" diye konuya giriş yapıp saçmalıyor. En sonu da Salvador Dali'nin "Yanan Zürafalar ve Telefonlar" isimli eserine benzer bir Dünya'nın ortaya çıkabileceğini falan söylüyor. Bu bence okurun zamanından ve konsantrasyonundan koparılmış lüzumsuz bir bölümdü.

Bu varsayımsal akılyürütmelerden birisinde de konu şöyle gelişiyor;

"...Ancak unutmayın ki, bu yasalar da tamamen farklı olabilirdi."
Burada acaip bir gol oluyor gördüğünüz gibi. Kendiliğinden ortaya çıkan yasaları anlatıyor. Yani bu yasalar otonomik rastlantıların tezahürü olarak ifade ediliyor. Emir var, emreden yok. Evren farklı da olabilirmiş... Bu Evren bize öylesine denk gelmiş!








Ağzı olan konuşuyor;

Bunun ardından "Kusursuzluk Argümanlarının Nedenleri" başlığı altında konuyu irdelemiş ve...

Varlıklarına alışkınlık,
Varlıklarına alışkın olmayış,
Karmaşıklığı anlaşılmaması,
Uyumluluğun anlamlandırılamaması,
İlişkilerin anlamlandırılamaması,

Bu "uyumluluğun anlamlandırılamaması" mevzusunda şöyle bir açıklama yapıyor; "Parçaların oluşumları ve kökenleri incelendiğinde, hiçbir yapının son halindeki uyumuna ulaşamadığı görülür." Bu fikir açık bir saçmalayıştır. Sebebi ise uyumun amacının yine göz ardı edilmesinden ileri gelmektedir. Yani sistemin bir amacı olduğu her noktada reddedilmektedir. Bu da tasarım fikrini ortadan kaldırmak için yazar ve onun gibi düşünenlerin gözbağı oluyor. "Son haldeki uyum" da neyin nesi? Her parça kendi zaman dilimi içerisinde kendi uyumundadır. Şekil değiştiren tekamül eden evrimleşen veya körelen canlılar/varlıklar amaçlarını da o ölçekte değiştiriyorlar ve varlık sahasında o oranda tecelli ediyorlardır.

"Unutmayın ki "uyumluluk" esasını da bizler belirlemekteyiz. Bir şey, şu anda varsa ve bizimle birlikte, bu sistem içerisinde bulunuyorsa, bize "uyumlu" gelir." diyerek iyice anlamsızlaşıyor. Şeylerin varlığı ile uyum algısının alakalandırılması ne alaka? Uyumun göreceli oluşuna itiraz edecek deiliz ama uyum ve/veya düzenin algılanışı ile bu kadar saçma bağlantılar kurmak için koca sayfayı işletmenin anlamı ne? Bu açıklamasının birazcık yukarısında da Evrenin düzenliliğinden söz ediyordu. Yoksa düzenle uyum farklı şeyler mi? Yazar hepten hatları karıştırmış.

Yazı şöyle gidiyor... "Evrende hiç bir şey mükemmel değildir. Mükemmellik görecelidir. Evren düzenlidir. Evrendeki düzenlilik geçicidir. Evren uyumsuzdur. Uyumluluk görecelidir."

Burada işte böyle çelişkili yorumları bilim diye millete satıyorlar aslında. Gerçekte ise zerre miskal bilimsel değeri olan kompozisyonlar olmadığına dikkat çekmek istiyorum. Ağzı olan konuşuyor.


Uyumluluk konusuna dönecek olursak, aslında benim de en çok şaşırdığım nokta burasıdır hep. İşleyişe bu kadar kafa yormuş, dirsek çürütmüş, emek vermiş kimseler nasıl oluyor da işleyişin istikametini uyumsuz ve amaçsız olarak okuyabiliyorlar. Kendi gündelik işleyişlerinde amaçlarını o kadar çok düşünüyorlar ki tasarlamadan ve planlamadan tuvalete bile gitmeyenler, Dünya'nın Güneş etrafında kafasına göre fıldır fıldır döndüğü fikrini nikah şekeri gibi dağıtıyorlar. Nankörlük değil mi?



"İlişkilerin Anlamlandırılamaması" için de şunları söylüyor;

"Örneğin koca bir kitlenin paylaştığı Dünya görüşü olan “insan merkezcilik” (antroposentrizm), bu hata üzerine kuruludur......Sistemin parçaları arasındaki tarihsel ilişkiyi göz ardı ederek günümüzdeki son hallerine bakıyor olmak, onların kusursuz olduklarını sanmamıza neden olmaktadır. Halbuki ilişkiler, uzun bir sürece yayılmış deneme-yanılma ve seçilme-elenme sonucunda bu son halini almıştır.

İnsan Merkezcilik ve Uyumun Amacı;
İnsanoğlu geçmiş ve gelecek için kendi amacına nispetle tefekkür etmek zorunluluğundadır. Bunu reddetmek akıl dışıdır.

Yazar kompozisyonunun bir noktasında amaçlandırılışa göre yorumlama konusuna değiniyor esasen. Otostopçunun Galaksi Rehberi kitabın'ndan alıntı yapıyor. Kitabın yazarı kendi amacına yönelik bir alet geliştiren eski bir insan'ın Evrenin de bir amaca yönelik var edildiği ile ilgili sorgulayışını "ihanet" adı altında yorumluyor. Aksine bu sorgulama, insanı tüm zamanlarındakinden çok daha büyük bir adımla ileri götürecektir.

İnsanoğlu'nun Evrenin derinliklerinde, geçmişten ve gelecekten kendi yaşamını anlamlandırmasına hiç bir katkısı olmayacak bilgilerin uyumluluğuna kafa yormasını bekleyemeyiz. Yani, Mars yüzeyinde rüzgarın hızı bizi birinci dereceden ilgilendirmez. Bizi ilgilendiren yaşadığımız yerde yarın havanın nasıl olacağıdır. İnsan için ilk etapta önemli olan, ektiği ekinin ne kadar yağmur aldığı, mevsimlerin düzenli seyri ve küresel ısınma konusundaki düzenlilik gibi çıkarına ve ilgi alanına yönelik temel kıstaslarından bir kaçıdır. Benzer şekilde bilmem kaç milyon yıl sonra Güneşin sönecek olmasıyla da bu kadar ciddiyetle ilgilenmeyiz.

Şu halde sistemin parçaları arasındaki tarihsellik ve mesafe ilişkisinin göz ardı edilmesi gayet doğaldır. Bunun Türkçesi "Davulun sesi uzaktan hoş gelir" demektir ve davul yakın değilse işte bu mükemmeldir.

...Hasılı, yazarın bu hatası da uyumun amacını gözardı etmek için verdiği mücadelenin bir sonucu olsa gerekir. Çünkü uyumun amacını kabul etmek tasarıma ve tasarım da yaratıcı fikrine kapı aralayacaktır. Kapıyı örtmeye çabalamalarının sebebi budur. Bu da hiç kuşkusuz inkara yakınlaşmak/yakınlaştırmak ve tasarım algısını linç etmek için yapılan bir gözbağıdır.

Kusursuzluk nedenselliklerinin hiçbirisinde, plan ve tasarlanmadaki amaç ve beklentilerin karşılaştırılması fikirlerini ele almamış. (belki aklıma gelmeyen nedensellikler de vardır. Hatırlatmalarınızı bana ulaştırabilirsiniz.)

Bu kısımdaki netice ve özete gelirsek, insanlar kusursuzluğu değerlendirmeye tabi tutarken basitce ve sadece "alışkanlık", "karmaşıklık" kıstaslarına takılmazlar ve takılmamalılardır. En azından tasarıma güvenen insanların bir kısmı bu kadar basit düşünmüyor. Basit düşünen kimselerle birlikte yazarı ve yazar gibi düşünenleri bu kısmı iyice tanımaya davet ediyorum!

Kusursuzluk argümanlarının asıl nedeni; Amaç, plan, çözüm, uyum, uygulama, düzen ekseninde tasarlanma algısıdır.

"Bir organ mükemmel işliyor gibi gözükse de, çok basit bir etki altında çalışmasını durduracak kadar kusurlu olabilir"
derken; O organın amaç, plan, çözüm, uyum, uygulama, düzen ekseninde bir kusuru olmadığı ve hatta kusurun ve uyumsuzluğun bile tasarlandığı neden düşünülmesin?

Kusurun tasarlanmasına kur'an dan bir örnek verecek olursak;


"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler ve dilediğine de erkekler bahşeder. Yahut onları erkekler ve dişiler olarak çift kılar. Dilediğini de kısır yapar. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir." Şura 49-50


Sunulacak bütün itirazlar, yaratılış ve tasarımın reddine dayalı bir inancın beyanatı olacaktır. Var oluşun uyumlu olup olmaması, tamamiyle var edicinin tasarrufundadır. Bu, tasarımcının bilgisizliğine veya var olmadığına işaret etmez. Aksi kanaatte olanlar bir şekilde iman ettikleri batıl bilgilerin savunuculuğunu yapmaktadırlar.

Özetle; Ektiği ekinin ne kadar yağmur aldığını amaç edinen insanlarla, yağmurları dilediği yere yağdırma ve dilediği ölçülendirmeyi yapabilme elinde bulunduranın kudret sahibinin amacı aynı olmak zorunda değildir.


Uyumsuzluk ve düzensizliğin kültleştirildiği Punk - Metal türü müziklerin sahnelendiği bir alanda Mosh Pit isimli dans. Punk kültüründe uyumsuzluk, kendi içinde bir uyum ortaya koymuştu. Bu da uyumsuzluğun da bir amaç etrafında tasarlanabileceğine bir örnek olmuştur.


Bunun yanında hayatımızda sürekli ön plana çıkarılan "reklamlarda gördüğümüz “kusursuz” insanlar, tanıtımlara özene bezene konulan “kusursuz” doğa manzaraları ve genel olarak insan toplumlarının ulaşmayı arzuladığı “kusursuzluk” dağının tepesi, hatta ve hatta örneğin bir biyoloji sınıfında bir hücrenin "kusursuz" bir şekilde çalışan versiyonunun anlatılması." ve "yüzeysel olarak işlenen evren, doğa, canlılar ve özellikleri, her zaman sistemlerin düzenli bir biçimde işlediği yargısıyla öğrencilerin aklına kazınması" tespitlerini yerinde buluyorum.

Varlığın amacına yönelik kusursuzluk algısı;
"Sinirsel bağlantıların düzgün olmayışından kaynaklı epilepsi nöbetleri", kusursuzluk düşüncesine karşı bir gerçeklik değildir. Bilakis hastalıklar, ölümler, uyumsuzluklar ve kaos varlığın yaratıcının amacına yönelik kusursuzluğun görülmesi adına en az düzenli yapıların kusursuzluğu kadar güçlü bir delil sunmaktadır. Çünkü Yaratıcı ayette de belirttiği gibi dilediğini kısır veya epilepsi yapar. Çünkü Yüce Yaratıcı hastalıkları da belirli bir amaca yönelik olarak düzenlemiş ve ölçülendirmiştir.


Kusursuzluk ve Tanrı'nın varlık sahasındaki yeri;
Kusurluluk gözlemlenemeseydi ne olurdu? İşte bu sorunun cevabını İbrahim peygamber kurandaki şu anlatı ile beraber verecektir.

Vaktiyle Yüce Allah, İbrahim peygamber'e, kesin bilgi sahibi olması için göklerin ve yerin harikuladeliklerini gözlemletiyordu. O kısım şöyle anlatılıyor ;

"Üzerine gece bastırınca bir yıldız gördü. 'İşte bu benim Rabbimdir' dedi. Ancak o batınca: 'Ben öyle batıp gidenleri sevmem' dedi. Ay'ı doğar halde görünce: 'Benim Rabbim işte bu' dedi. O da batınca: 'Eğer Rabbim beni doğru yola eriştirmeseydi, şüphesiz sapıklar topluluğundan olacaktım' dedi. Güneşi doğarken görünce: ' İşte benim Rabbim bu. Bu daha büyük!' dedi. O da batınca şöyle dedi: 'Ey kavmim! Ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım.
Ben yüzümü tümüyle, gökleri ve yeri yaratana çevirdim ve ben ortak koşanlardan değilim.'" En'am 76-79

Cevap; "Kusurluluk gözlemlenemeseydi Tanrı'nın varlık sahasındaki yeri anlaşılamazdı."

Hitit Güneş Kursu


Hititler de Güneş'e tapıyorlardı. Bu Hitit Güneş kursu bir sopanın ucuna takılarak törenlerinde ritim tutmalarını ve ritüellerini gerçekleştirmelerini sağlıyordu. İbrahim Peygamber ise Güneş'in batıyor olmasına dayanarak ilahının Güneş olamayacağını kavramıştı. Kusurluluğun hikmetlerinden birisi de bütün yaratılanlarla (mahlukatla) kuracağımız ilişkilerde ölçülü ve adil olmamızdır. Türkçedeki kula kulluk veya köpeklik söylemlerinin birer aşağılama olmasının sebebi, Allaha ortak koşulması sebebiyle kişinin zulmetmesidir.



Sonuç; Bütün bu değerlendirmelerden sonra şunu kesin bir şekilde söyleyebiliriz ki Evren kusurlarıyla birlikte kusursuzca yaratılmıştır. Yüce Allah Güneş'i bir aydınlatıcı olarak göğe asmış ve o'na bir ömür tayin etmiştir. Güneş bu tasarım planı için kendisine emredileni mükemmel bir şekilde yerine getirmektedir. Bu amadelik kendisine ölçülendirilen süre kadardır. Evrenin kendi içindeki kusurluluğu da yaratılış amacı zemininde kusursuzluğu anlamına gelir. Tüm eser böylece muhteşemdir. Her şey Yüce Allah'ın emrine boyun eğmiştir. Bu boyun eğmeyenlerin ve kendilerini elleriyle körlüklerine gömenlerin kusuru ise kendi kurtuluşlarına ihanet etmeleri anlamına gelmektedir. Çünkü onlar, yaratılış gerekçelerini ihlal etmiş kimselerdir.

Selam ve dua ile...






5 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Dilediğiniz şekilde okuyabilirsiniz. Hakikat sizin okuma biçiminizle değişiklik göstermez.

      Sil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Kuran'a olan hakimiyetiniz ve felsefi yönden tutarlı oluşunuz beni oldukça mutlu etti. Burada eleştirisini yaptığınız hataların temel sebebi felsefenin iki temel prensibinin çiğnenmesidir. Bunlar tutarlı olmak ve kullanılan kavramları tanımlamaktır. Amaç kavramı olmadan tasarım kavramı düşünülemez. Bu konuda düşünmemiş insanlar tasarımın amaçla ilişkisini kaçırıyorlar. Ayrıca bence sorulması gereken en önemli soru "Ne oluyor da Tasarım ürünü olmayan insan zihninin bilimsel ve felsefi açıklamaları güvenilir oluyor". Doğal seleksiyon bize yalnızca hayatta kalmamızı sağlayan özellikleri verir ancak bilimsel ve felsefi inançlarımızın doğru olmasını zorunlu kılmaz. Örneğin eğer bigbang teorisinin doğru olduğunu düşünmem benim hayatta kalmama yardım ederse bu teori faydalıdır ve doğal seleksiyonda bana fayda sağlar ancak bu teorinin gerçek olup olmadığıyla ilgili bilgi veremez. Sizin yazdığınız konuyla ilgili ben de buna benzer bir yazıyı 3 hafta önce bir soru üzerine görüşlerimi akıl yürütme yoluyla delillendirerek yazmıştım. Farklı yerde ve zamanda akıl yürüten bir başka insanın aynı sonuçlara ulaşmasını rasyonalist-islamist düşüncelerimi desteklemek için bir delil olarak ayrıca kullanacağım.

    YanıtlaSil
  4. Kısaca neden "Hayrın da șerrin de Allah'tan geldiğine inanır ve iman ederim" demiyorsunuz.!? ��

    YanıtlaSil